12-03-2008, 00:25
Tam adım gitarisyen değil elbette. “gitarisyen” kullanıcı adını gitar çaldığım için kullanmaktayım. “Peki gitar çalıyorsun da; neden “gitarist” ya da “gitarcı” gibi adlar değil de “gitarisyen” gibi anlamsız bir sözcük kullanıyorsun?” gibi bir soru soracak olursanız buna şöyle cevap verebilirim: “gitarisyen”, “gitarist” ve “pratisyen” sözcüklerinin karışımından benim türettiğim bir sözcüktür. Bildiğiniz gibi “pratisyen”, “mesleğinde, işinde uzmanlık belgesi almamış”, “bir konu hakkında uzman olmayıp, genel bilgi sahibi olan” gibi anlamlara gelmektedir. İşte ben de kendimi gitar konusunda bir uzman olarak değil de, bir pratisyen olarak gördüğüm için “gitarisyen” adını aldım ve birkaç yıldır internette bu ismi kullanmaktayım. Elbette takdir sizlerin… (Belki pratisyen bile değilimdir)…
18 Haziran 1969’da doğdum. Benden 2 yıl sonra da bir erkek kardeşim dünyaya geldi. Ailem o zamanlar çok uslu bir çocuk olduğumu söyler. Hatta hiç yaramazlık yapmadığım için eş-dost anneme “Bu çocuk hiç yaramazlık yapmıyor, aptal mıdır nedir? Bunu bir doktora göster!” demişler. Annem de beni doktora götürmüş… Elbette doktor önce gülmüş, sonra “bunu diyenler aptal, al götür çocuğunu” demiş…
Çok sorunlu bir çocukluğum olmadı… Sıcak bir yuvada –bazı maddi sorunlarımız olmasına rağmen- çoğu zaman mutluluk içinde ve çocukluğumu yaşayarak büyüdüm: Sokaklarda arkadaşlarımla top oynadım, oynamaktan yorulunca komşularımın kapısını çalarak yoğurt ekmek istedim, çamurdan arabalarla oynadım, topaç çevirdim… Babam bizim hiçbir şeyimizi eksik etmemeye çalışmasına rağmen, paramız kısıtlı olduğundan şimdi gülerek anımsadığım anılarım da olmadı değil: 10 yaşına gelene kadar muzu ya bir kere yedim ya da yemedim. Bir keresinde arkadaşlarım “şu bakkala muz gelmiş” dediklerinde koşarak o bakkala gitmiş ve muzları seyretmiştik… Yine o yaşlara gelene kadar kolalı içeceklerin tadını bilmiyordum. Ama yaz tatillerinde bol bol dondurma yedim. Özellikle limonlu dondurmayı çok seviyordum… Her çocuk gibi ben de fazla dondurma yemekten defalarca hasta oldum… Sonra ben 12 yaşındayken annem de işe girdi ve maddi açıdan biraz daha rahatladık. O zamanlar ne cep telefonları vardı ne de bilgisayarlar… Hatta televizyonumuz bile yoktu… Evimize telefon bağlatmak için 5-6 yıl beklediğimizi biliyorum… Ancak yine de o kadar mutluyduk ki… Beni ben yapan ve şu anda gururla taşıdığım değerleri bana kazandırdıkları için anneme, babama, kardeşime ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum…
Bütün eğitimimi bulunduğum şehirden dışarı çıkmadan tamamladım. (Burada “öğretim” yerine “eğitim” sözcüğünü özellikle üstüne vurgulayarak kullanıyorum). 1993 yılında Hukuk Fakültesini bitirdim. 6 yıl serbest avukatlık yaptıktan sonra – ADAM BİR ŞEYLERE İNANIYORDU öykümde göreceğiniz nedenlerden dolayı- ani bir kararla avukatlık yapmayı bıraktım. Değişik birkaç iş yaptıktan sonra 2 yıl süreyle bakkallık yaptım. Bu sıralarda bilgisayarla tanıştım. Önceleri bana bilgisayarda zor gelen çoğu şeyi gecemi-gündüzümü bilgisayar başında geçirerek öğrendim ve web-tasarım yapmaya başladım. (Elbette hiç bir konuda olmadığım gibi bu konuda da uzman değilim). Daha sonra bir resmi kuruma girdim ve halâ burada çalışmaktayım…
Eşimle fakülte yıllarımda tanıştım ve 1996 yılında evlendim. Bu evlilikten Can isminde şu an 11 yaşında olan bir oğlum var. Anlayacağınız mutlu bir çekirdek aileye sahip olduğum söylenebilir…
Access'le tanışmamın, sevmemin öyküsünü ise NANCY DAVOLIO VE BEN (KISA ACCESS GEÇMİŞİM) linkinden okuyabilirsiniz eğer isterseniz. Güzel sanatların her dalını, müziği ve edebiyatı çok seviyorum. Türkçe ve kullanımı konusunda çok hassasım. İnsanları, hayatı sevebildiğim, yaşamın güzelliklerini görebildiğim için mutluyum ve hep şükrediyorum... Ve en önemlisi bir yerlerde ya da zamanın bir yerinde birileriyle aynı duyguları paylaştığımı biliyorum…
Kısacası hepimizin yaptığı gibi:
YAŞIYORUM...
18 Haziran 1969’da doğdum. Benden 2 yıl sonra da bir erkek kardeşim dünyaya geldi. Ailem o zamanlar çok uslu bir çocuk olduğumu söyler. Hatta hiç yaramazlık yapmadığım için eş-dost anneme “Bu çocuk hiç yaramazlık yapmıyor, aptal mıdır nedir? Bunu bir doktora göster!” demişler. Annem de beni doktora götürmüş… Elbette doktor önce gülmüş, sonra “bunu diyenler aptal, al götür çocuğunu” demiş…
Çok sorunlu bir çocukluğum olmadı… Sıcak bir yuvada –bazı maddi sorunlarımız olmasına rağmen- çoğu zaman mutluluk içinde ve çocukluğumu yaşayarak büyüdüm: Sokaklarda arkadaşlarımla top oynadım, oynamaktan yorulunca komşularımın kapısını çalarak yoğurt ekmek istedim, çamurdan arabalarla oynadım, topaç çevirdim… Babam bizim hiçbir şeyimizi eksik etmemeye çalışmasına rağmen, paramız kısıtlı olduğundan şimdi gülerek anımsadığım anılarım da olmadı değil: 10 yaşına gelene kadar muzu ya bir kere yedim ya da yemedim. Bir keresinde arkadaşlarım “şu bakkala muz gelmiş” dediklerinde koşarak o bakkala gitmiş ve muzları seyretmiştik… Yine o yaşlara gelene kadar kolalı içeceklerin tadını bilmiyordum. Ama yaz tatillerinde bol bol dondurma yedim. Özellikle limonlu dondurmayı çok seviyordum… Her çocuk gibi ben de fazla dondurma yemekten defalarca hasta oldum… Sonra ben 12 yaşındayken annem de işe girdi ve maddi açıdan biraz daha rahatladık. O zamanlar ne cep telefonları vardı ne de bilgisayarlar… Hatta televizyonumuz bile yoktu… Evimize telefon bağlatmak için 5-6 yıl beklediğimizi biliyorum… Ancak yine de o kadar mutluyduk ki… Beni ben yapan ve şu anda gururla taşıdığım değerleri bana kazandırdıkları için anneme, babama, kardeşime ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum…
Bütün eğitimimi bulunduğum şehirden dışarı çıkmadan tamamladım. (Burada “öğretim” yerine “eğitim” sözcüğünü özellikle üstüne vurgulayarak kullanıyorum). 1993 yılında Hukuk Fakültesini bitirdim. 6 yıl serbest avukatlık yaptıktan sonra – ADAM BİR ŞEYLERE İNANIYORDU öykümde göreceğiniz nedenlerden dolayı- ani bir kararla avukatlık yapmayı bıraktım. Değişik birkaç iş yaptıktan sonra 2 yıl süreyle bakkallık yaptım. Bu sıralarda bilgisayarla tanıştım. Önceleri bana bilgisayarda zor gelen çoğu şeyi gecemi-gündüzümü bilgisayar başında geçirerek öğrendim ve web-tasarım yapmaya başladım. (Elbette hiç bir konuda olmadığım gibi bu konuda da uzman değilim). Daha sonra bir resmi kuruma girdim ve halâ burada çalışmaktayım…
Eşimle fakülte yıllarımda tanıştım ve 1996 yılında evlendim. Bu evlilikten Can isminde şu an 11 yaşında olan bir oğlum var. Anlayacağınız mutlu bir çekirdek aileye sahip olduğum söylenebilir…
Access'le tanışmamın, sevmemin öyküsünü ise NANCY DAVOLIO VE BEN (KISA ACCESS GEÇMİŞİM) linkinden okuyabilirsiniz eğer isterseniz. Güzel sanatların her dalını, müziği ve edebiyatı çok seviyorum. Türkçe ve kullanımı konusunda çok hassasım. İnsanları, hayatı sevebildiğim, yaşamın güzelliklerini görebildiğim için mutluyum ve hep şükrediyorum... Ve en önemlisi bir yerlerde ya da zamanın bir yerinde birileriyle aynı duyguları paylaştığımı biliyorum…
Kısacası hepimizin yaptığı gibi:
YAŞIYORUM...




Yazan okuyan sağolsun, çözene saygılar. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.
